R. L. STEVENSON’DAN ÖYKÜLER

“Bay Stevenson bir romancı olarak damgalanmamalıdır. Edebiyatın ara sokaklarında, sabit bir adresi olmadan gezinmektedir.”

– J. M. Barrie’nin R. L. Stevenson hakkında bir makalesinden (1888)

Robert-Louis-Stevenson

Robert Louis Balfour Stevenson, 1850 ve 1894 tarihleri arasında yaşamış İskoç bir yazardır. 44 yıllık kısa ömrü içerisinde döneminin en meşhur edebi kişiliklerinden biriydi ve başka dillere en fazla tercüme edilmiş yazarlar arasındadır. Bu şöhretinde unutulmaz yapıtları “Dr. Jekyll ve Bay Hyde” (1886) ve “Define Adası”nın (1883) büyük etkisi olduğu muhakkaktır. Öte yandan aynı zamanda bir maceracı ve seyyah olması, yazdığı seyahat yazılarıyla da ilişkilendirildiğinde farklı bir değerdir. Yazar aynı zamanda besteleriyle de bilinir.

HİÇLEŞTİRMEYE DAİR

Yaşadığı dönemin ünlü figürleri arasında olmasına karşın, 1. Dünya Savaşının ardından, modern edebiyatın yükselişe geçmesiyle birlikte, ötekileştirilmiş ve hor görülmüştür. Kademeli olarak İngiliz okullarında okutulan kitaplardan uzaklaştırılmış, nihayetinde 1973 tarihli Oxford İngiliz Edebiyatı Antolojisinde adından dahi bahsedilmemiştir. 20.yy.ın sonlarına kadar sürdürülen ve nedeni de pek belli olmayan (bu alanda tartışmalar çok yönlüdür, gençliğinde sosyalizmle olan ilişkisi bahis edildiği gibi, daha sonra sosyalizmeDr-Jekyll-ve-Bay-Hyde-Robert-Louis-stevenson ettiği ihanetle de ilişkilendiren makaleler kadar, günümüzde de kısmen sürdürülen korku ve çocuk edebiyatına burun kıvıran tanımlamalarla da kısmen ilişkili Virginia Woolf gibi edebi kişiliklerin oluşturduğu hiçleştirme fasılalarından da bahsedilmektedir) bu ötekileştirme kampanyalarına karşın Stevenson, dünyanın en çok okunan yazarları arasında yer almaya devam etmiş, Jorge Luis Borges’den Ernest Hemingway’e, James Matthew Barrie’den Vladimir Nabokov’a pek çok yazara ilham olmuş ve övgüyle bahsedilmiştir (özellikle Nabokov’un Dr. Jekyll ve Bay Hyde için kaleme aldığı takdim yazısına dikkat).

Stevenson’ın bütün şöhretine karşın, daha az bilinmekle beraber edebiyat tarihi açısından değerli bir başka yönü kısa öykücülüğüdür. Stevenson’ın yayınlanan ilk kitabı, 1877 ve 1880 yılları arasında yazdığı, çeşitli dergilerde yayınlanmış öykülerinin toplandığı, iki ciltlik “New Arabian Nights”dır (1882). Labirent yayınları, “Bin Bir Gece binbir-gece-polisiyeleri-Robert-Louis-StevensonPolisiyeleri I” adıyla, bu toplamayı ilk kez Türkçe’ye iki cildi bir araya getirerek kazandırıyor. Bununla da kalmıyor, Stevenson’ın 1885 yılında bir araya getirilerek kitaplaştırılan ve eşi Fanny Van De Grift Stevenson’la birlikte kaleme aldıkları, birbiriyle ilintili hikâyelerden oluşan, bir diğer öykü toplaması “More New Arabian Nights” kitabını da “Bin Bir Gece Polisiyeleri II” adıyla okuyucuya sunuyor. Başka bir tercümesiyle karşılaşmadığım Feyza Göçer’in tercümesinin çoğunlukla özenli ve okunabilir olduğunu da belirtelim. Toplamada (özellikle Bin Bir Gece Polisiyeleri I’de) eksikliğini duyduğum tek şey, özellikle belirli öykülerin edebiyat tarihindeki yeriyle birlikte, öykülerin kaç yılında ve ilk olarak nerede yayınlandığına dair bilgilendirici bir sunu yazısının yayıncı tarafından eklenmeyişidir. Öte yandan, bizler de bunun için buradayız, öyle değil mi?

TARİH VE TAHRİF

Binbir Gece Polisiyeleri I’de yer alan ilk yedi öykü, London Magazine’de 1878 yılında yayınlanmıştır ve kısmen birbiriyle ilintilidir. “İntihar Kulübü” ile “Raca’nın Elması” ana başlıkları altında toplanmıştır. Stevenson’ın kurguda yaratmaya çalıştığı deneysellikten izler taşıdığı gibi, aynı zamanda toplamanın ismine de yansıyan ve Stevenson’a ilham kaynağı olan Bin bir Gece Masalları’nın anlatım formundan izler taşır. Özellikle İntihar Kulübü başlığı altında bulunan öyküler, yazıldığı döneme göre oldukça cesur sayılabilecek temaları barındırır. 1. Dünya Savaşı öncesinde, hayatın mücadelelerine, çaresizliğine ve bir bakıma nafileliliğine yönelik izler rastlanabileceği gibi, “tembellik” hakkı üzerine erken dönem felsefi söylencelerle de karşılaşmak mümkündür. 1870’li yıllarda henüz çocuk sayılabilecek postmodern edebiyat kavramının, Stevenson’ın öykülerinde zaman zaman ayak seslerine rastlamak olasıdır. Genel anlamda ise anlatı önceliklerini ise şu sözleri özetler: “Edebiyatın zorluğu, yazmak değil, kastettiğiniz şeyi yazmaktır; okuyucunuzu etkilemek değil, tam olarak arzu ettiğiniz şekilde etkilemektir.” Toplamadaki diğer öyküler, “Gece İçin Kalacak Bir Yer,” “Sör Maletroit’in Kapısı” ve “Önsezi ve Gitar”ın farklı dergilerde ilk yayınlanma tarihleri ise sırasıyla 1877, 1877 ve 1878’dir.

stevensoniana-John-Alexander-HamiltonToplamadaki en önemli kısa öykü, 9 kısa bölümden oluşan 1880 tarihli “Bağlantıdaki Köşk”ü en sona bıraktım. İlk olarak Cornhill Magazine’de yayınlanan (Cornhill versiyonu toplamadaki revize versiyondan farklılıklar içermektedir) öykü, farklı edebiyat eleştirmenleri ve yazarlar tarafından ayrı, ayırıcı ve belirleyici olarak ele alınmaktadır. Arthur Conan Doyle öyküyü, Stevenson’ın dehasının doruk noktası ve dünyada yazılmış ilk kısa öykü olarak tanımlar (daha fazlası için John Alexander Hamilton’ın “Stevensoniana” kitabını da tavsiye ederim). Elbette Conan Doyle’un tanımı abartıyla da karışıktır. Malumunuz Edgar Allan Poe’dan Washington Irving’e Gogol’dan Puşkin’e pek çok yazar kısa öykülerini yazdığı sırada Stevenson, henüz dünyada dahi değildi. Övgü anlamında değerlendirildiğinde ise haklılığı teslim edilecek öykü için, Barry Menikoff’un, İngiliz kısa öykücülüğünün çıkış noktasına yerleştirdiği değerlendirmesi nispeten daha akılcıdır. Bütün bunlarla birlikte, eleştirmenlerin okurla yazarın arasına bıraktıkları virgülleri hiçe sayarak, bir solukta okuyup kendi deneyimlerinden yola çıkarak yorumlaması ve virgülleri sonraya saklaması, daha doyurucu bir okur serüveni olacaktır.

Haftaya görüşmek dileğiyle…

M. Salih KURT

mustafa.salih.kurt@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)