YA BİRİLERİ SIRADAN HAYATIMIZI RÖNTGENLİYORSA?

francois-ozon2Fransız sinemasının önde gelen isimlerinden François Ozon, yeni filmi “Dans La Maison” la yine kendisinin ve bizim sınırlarımızı zorlayacak bir filme imzasını atmış. 8 Femmes, Le Temps Qui Reste, Swimming Pool ve Sous Le Sable gibi filmleriyle tanınan Ozon, Dans La Maison’u Juan Mayorga’nın oyunundan uyarlamış. Fabrice Luchini, Ernst Umhauer, Kristin Scott Thomas ve Emmanuelle Seigner’nin rol aldığı bu film, Türkiye’de sadece İstanbul Film Festivali kapsamında gösterimdeydi. Tüm sinemalarda gösterime gireceği tarih ise 24 Mayıs 2013 olarak belirlenmiş.

dans-la-maison-kompozisyon-okumaGermain (Fabrice Luchini) sevdiği edebiyatçılara layık olmadığını düşündüğü, başarısız bir kitap yazdıktan sonra yeteneksizliğini kabul edip, bir lisede edebiyat öğretmenliği yapmaya başlar. Bir gün öğrencilerinden hafta sonunu nasıl geçirdikleriyle ilgili kompozisyon yazmalarını ister ve ilk başta eşi Jeanne’e (Kristin Scott Thomas), okuduğu kompozisyonların çok kötü olduğundan yakınır. Daha sonra Claude’un (Ernst Umhauer) yazdığı kompozisyonu okur. Claude, arkadaşı Rapha’nın (Denis Ménochet) sıradan olduğunu söylediği ailesinin evine sızmıştır ve yazdığı kompozisyon o aileyi acımasızca eleştiren ve küçük düşüren betimlemelerle doludur. Kompozisyon Germain’in rahatsız olmasını sağladığı kadar, ilgisini de çekmeyi başarmıştır. Her ne kadar uygunsuz olsa da, edebi açıdan düzgün bir yazı olması, Claude’un yazma konusunda yetenekli olduğuna dair umut ışıkları görmesi ve en önemlisi de hikayenin devamını öğrenmek istemesi onda Claude’a yardım etme isteği uyandırır.dans_la_maison

Germain artık derslerden sonra Claude’a nasıl yazması, neye yoğunlaşması gerektiğiyle ilgili taktikler vermekte ve her hafta verdiği kompozisyonların üzerinden geçmektedir. Claude ise her hafta Rapha ve ailesiyle daha da yakınlaşmakta, daha derin kişilik analizleri yapmaktadır. Claude’un yazdığı hikayeyi daha ilgi çekici kılmak için yaptıkları, ailenin hayatını büyük ölçüde etkiler ve röntgencilik boyutuna ulaşır. Bir yerden sonra yazdıklarının gerçek mi, hayal gücü mü olduğu anlaşılamaz duruma gelir ve işler sarpa sarar. Buradan sonra Germain’in hikayenin sonunu ne kadar öğrenmek istemesi ve Claude’un bu hikayeyi yazmak için ne kadar ileriye dans_la_maisongideceği izleyici için büyük bir merak konusu olacaktır.

Dans La Maison edebiyat ve edebiyatçılarla dolu bir film olmuş. Bir sürü kitaptan ve edebiyatçıdan hatırı sayılır ölçüde bahsedilmiş. Hani normalde insanlar bazı kitapları okurken anlatımının ve betimlemelerinin çok iyi olduğundan, bu yüzden kitabı gözlerinde canlandırabildiklerinden, film gibi kitap olduğundan bahsederler ya, işte bu film bende sanki öyle bir kitap okuyormuşum izlenimi bıraktı. Bir roman havasında ilerleyen çok akıcı hikayesi beni daha ilk dakikalarda içine çekti ve yaptığı betimlemelerle gördüğümden çok daha fazlasını hissetmeme neden oldu. İnandırıcı oyunculuklarıyla da göz dolduran Dans La Maison kışkırtıcı bir kara komediyle, yıkıcı bir dram arasındaki perspektifte yerini almış. Ortaya da sadece sinema severlerin değil, edebiyat düşkünlerinin de kaçırmaması gereken bir film çıkmış.

Özcan UZUN

relativelyunpopular.blogspot.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)