ECE TEMELKURAN’IN ÂŞIK KADINLARI

 Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Dugumlere-ufleyen-kadınlarEce Temelkuran’ın ikinci romanı Düğümlere Üfleyen Kadınlar bir Ortadoğu romanı. Ortadoğu havasının “hakikiliğini” kişilerin ve mekanların özellikleri, mekanların adları (Dar el Medina : Şehir Evi ) ile değil o havayı yeniden kurarak sağlamış. “Eski bir Tunus malikânesinden bozma” otelin “beyaz alçak duvarlı terasında” havai fişeklerin, zılgıtların gürültüsünün bir araya getirdiği kadınlar: Tunuslu Amira, Mısırlı Mayram, ismi anılmayan, anlatıcı Türk gazeteci. İşten çıkarılmış bir gazeteci. Halkın “birbirlerinin içinde yaşayıp birbirlerinden saklanma” sim sağlayan bir mimarinin kalabalığını saklayıp gürültüsünü yansıttığı bir düğün. Genç kadınlar düğünü seyretmek ümidiyle çıkmışlar terasa. Türkün getirdiği içkiyi içiyorlar.
Terastaki genç Arap kadınların geldikleri ülkeler de görünüşleri de farklı. Maryam, Kahire Amerikan Üniversitesi Tarih Bölümü’nden, erkek çocuğu havalı, kaim sesli bir akademisyen. Amira New York’tan gelmiş, mesleğini söylemese de kıpır kıpırlığı, cilveli hareketleri dansöz olabileceğini düşündürüyor. Ve üç genç kadın terasta son günlerin “baharı”nı konuşuyorlar. Arap baharını. Ve kendilerini anlatıyorlar, sakınmasız olmaya çalışarak, yer yer argoya sığınarak. Tahrir alanında olup bitenler Mayram’ı etkilemiş “büyü gibi” :“Bir olduk. İnsan kendinden çıkınca… Kadın, erkek, hep birlikte, kardeşçe bir namaz gibi. Yıkanıp dua etmek gibi. Sığınmak gibi (…) Korku da kalmıyor tabii. Günah kalmıyor… Öyle olunca ben de Tahrir’de, bir gece…” 36 yaşma kadar koruduğu erdenliğini korumaktan caymış.
Ece-Temelkuran
Düğümlere Üfleyen Kadınlar, soluklarını yaşadıkları koşulları, âşık oldukları erkekleri değiştirmek için kullanıyor olmalılar. Kur’an’da Felak Suresi’nde hasetçilerle birlikte kötülüklerinden sakınılması gereken, Yaradan’a sığınılan büyücüler olarak anılırlar. Üç genç kadın da düğün bittiği sıra bir başka terasta içerek efsane şarkıcı Ümmü Gülsüm’ün plağını dinleyen kendilerinden epey yaşlı bir kadın görür seslenirler. Kadının çaldığı plak, romanın önsözü gibidir: “Ne zamandır yok aşk!'”
 
Maryam, erdenliğini Tahrir Meydanındaki gösterilerde yitirdiğini söylerken hiç romantik değildir. Yaşlı kadına seslenirken de bıçkın bir tavır takınır. Üniversitede bir kadın akademisyen olarak tutunmak için erkeksi davranışları benimsemiştir. Şarkıcı Ümmü Gülsüm’e “erkek olmaktan başka çare bırakılmadığını” söylerken aslında kendini savunmaktadır. Onun ergen ataklığı Amira’nm örtülmez dişiliğini dengeleyip tamamlayacaktır sanki.
Bilmediğimiz Bir Dil
 
Daha önce bir yıl Beyrut’ta yaşayan Ece Temelkuran, romanda annesine (aslında bize, okurlarına) yapıyor Arap halkıyla ilgili açıklamaları: “…Arap deyince Türkiye’dekilerin aklına ya Körfez Arapları gelir ya da bildiğin Kara Afrika (…)Arap öyle bir şey değil. Arapça ile sadece dua okunmaz, sevişilir, politika yapılır.”
Romanın genel havasında romanın bilmediğimiz bir dilde yazılıp, sonra anlayacağımız dile çevrildiği izlenimi var. Sigaranın değil “kahvaltının tellenmesi”, pelür değil “pelüş” kağıdı ve benzeri yanlışlar benim bir çeviri okuduğum yanılgımı pekiştiriyor. Sonunda Ece’nin bu yanlışları özellikle yaptığına inanıyorum. Bir yabancılaştırma yöntemi. Yaseminin Arapça adının “maşmuum”, Devrimin adının Yasemin devrimi değil “haysiyet devrimi” olduğunu da öğreniyorum bu arada. Bu Devrimin nasıl çıkarcılarca sahiplenildiğinden ve genel geçer değerlere hiç dokunmadığından da acı acı söz ediliyor.
Ece-Temelkuran2Bu arada Temelkuran iç acıtıcı bir “felsefe yapıyor”:   “…iki sokak köpeği tam önümde kavga etmeye başlıyor; hırlayıp gerilip havlıyorlar. Tam birbirlerinin boynuna dalacakken, birden vazgeçiyorlar. Sanki ani ve derin bir kavrayışla anlıyorlar değmeyeceğini, dağılıp gidiyorlar. Durup onları izliyorum biraz, kavgadan vazgeçmiş olmanın derin huzurunu hissediyorum. Memlekette, beni de işten attıran kirli siyasi kavgayı bırakıp geldiğim için, kendi sümüğünün tadını keşfetmiş bir çocuk gibi salyangozum”
 
“Kamelyalı Kadın’ın devam filmi çekilse kesinlikle başrolü oynayabilecek” Madam Lilla’yı Gazeteci şöyle anlatıyor: “Lacivert mineli antika altın kemeri, eflatun ve yeşil desenli ipek elbisesinin eteklerinden neredeyse yere kadar sarkıyor. (…)Boynunda (…)bir Fatima eli. Bilezikli, yüzüklerle dolu, ince gümüş bir el, zümrüt ve yakut işlemeli.” Kendilerini anlatırken Temelkuran yine değişik benzetmeler kullanıyor:   “Biz de işte, birimiz kel, birimizde şişmiş gözler, ben de biradan hafif çakırkeyf, en yetim omuzlarımızla ve düpedüz teneke, karşısında duruyoruz. (…), püskül püskül dökülüyoruz. Hükmen mağlup durumumuzun boşvermişliği içindeyiz. “
 
Düğümlere Üfleyen Kadınlar bir erkeğin peşine intikam için düşen dört kadının serüveni. Bu serüvenin sonlanışı Temelkuran’ın gizli mizahını açığa çıkarıyor. Kitapta bir de olayları kontrolünde tutan tarihsel metin var, “Kartaca Kraliçesi Dido’nun Yazıtları.”:
“Ölümden de kötüsünün geldiğini gördüm. Dido elimi tuttu, bana baktı:”Yabancı beni sevecek mi ?” dedi. Kartaca o gün düştü.
 
Yabancı geldi. Adı Aeneas’dı. Dido’nun gözlerinin içine baktı.”
 
Kızlardan birinin sevgilisi Muhammet’in mektupları da olayların bugüne geçişini kolaylaştırıyor.
Arap-Bahari“Arap Baharı” diye anılan olaylarla ilgili küçük ayrıntılar (yerde sürüklenen bir göstericinin kameralara yansıyan mavi sutyeni vb) anlatılanları “hakikî”leştiriyor. Mısır, Tunus, Libya gibi komşu ülkelerdeki “Devrim”lerle ilgili yorumlar halkın ve dünyanın Kuzey Afrika’ya nasıl baktığının özeti.
Ece Temelkuran romanını yazmadan önce uzun süre Kuran çalıştığından söz etti söyleşilerinde . Kutsal kitabı kaynak olarak kullanmayı denemiş. Yaptığı göndermelerse mistik bir hava yaratmaktan çok, bu kitabın diliyle yaşayan halkları anlamamızı sağlıyor bence. Batı romanının “Ahtı Atik”e yaptığı göndermeler (Gazap Üzümleri, Ölmek Zamanı, Quvadis?, Çanlar Kimin için Çalıyor?) karşısında bu tür göndermeleri pek az yapan Türk romanı (Sodom ve Gomore) bakalım ilerde bu kaynağı nasıl kullanacak?
( Düğümlere Üfleyen Kadınlar,Ece Temelkuran, Everest Yayınları, s. 471)
Sennur Sezer
sennursezer@gmail.com 
(Bu yazı 15 Şubat 2013 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)